18 Kasım 2014 Salı

Beni Sizler Yarattınız

Hannah Arendt’in Totalitarizmin Kaynakları/3- Totalitarizm kitabını okuyorum. Sizin için içinden hayatımızdaki, çevremizdeki çoğu duruma uygun bir alıntı ile başlamak istiyorum. “Neyseniz benim sayemde osunuz; ben de neysem sizin sayenizde oyum.” (a.g.e., sayfa 67) Bu cümle her ne kadar Hannah Arendt’in kitabından olsa da cümle ona ait değil, bu cümle Hitler’in SA’lara seslendiği bir konuşmasından. Burada niyetim siyaset yapmak değil. Zaten siyaset yapacak olsam Hitler ile başlamazdım. Başlangıç yazısı için iddialı bir konu olurdu.


Benim değinmek istediğim nokta bu cümleyi ilk okuduğumda aklıma gelen “Beni sizler yarattınız” cümlesi. Hannah Arendt okurken bile kendime eğlenceli bir nokta bulabiliyorum. İşte ben de böyle biriyim  Benzerlik yakaladığım cümleyi o kadar çok konserde duydum ki anlatamam. Eskiden saçma gelirdi. Artık öyle değil. Özellikle medyayı artık insanlar bilgisayarlar ve akıllı telefonlarıyla yönlendirebiliyorlar. Biz artık bir şeyler yapabiliyoruz ( henüz her şeye gücümüz yetmese de), farkındalık yaratabiliyoruz. Bunu özellikle son 2 yıldır sosyal medyada değişik mecralarda görüyoruz. İstediğimiz şarkıcıyı, diziyi, filmi, programı zirveye taşıyabiliyoruz. Hatta son olarak sosyal medyadaki gücümüzle; yayından kaldırılan ‘Urfalıyım Ezelden’ dizisine başka kanalın sahip çıkmasına neden olundu. Bunun bir değişik versiyonu da Amerika’da oldu, Veronica Mars dizisi yayından kaldırılınca hayranları para toplayıp filminin çekilmesini sağlamıştı. Basit şeyler gibi görünebilir. Bu duruma “klavye kahramanlığı” dense de aslında bunlar gibi örnekler klavye başından bile ‘biz onları yarattık’ diyebiliriz. Biz dizi izlemezsek, kitap okumazsak, müzik dinlemezsek, sinemaya gitmezsek var olamazlar. Berkeley’in tabirini kullanırsak biz Tanrı’yız. “Esse est percipi” yani “Var olmak algılanmaktır.” Biz onları algılamadıkça onlar yok. Biz onları yarattık. Basın, medya bizim isteklerimize, tepkilerimize göre programlarını ayarlıyorlar. Bunun farkına varabilmemiz ve doğru kullanabilmemiz dileğiyle…

not: Bir ara Hitler ile ilgili de yazarım. Allah izin verirse. Bunlar hep Nasip, kısmet, mukadderat...

24 Ekim 2014 Cuma

Zeki Müren İmkansız (Rüyalarım Olmasa)



zaten hiç imkanlı bir şey istemedim. Mayamda yok sanırım nerede ulaşılmaz bir şey var onu istiyorum. Gidip felsefe okumamdan belli. Binlerce bölüm var git öğretmen ol. Otur işte yok her şeye karşı çıkacağım ya aman Merve'ye karışmasınlar. Şimdi de seni düşünüyorum. Fotoğrafına baktım dedim vardır bunda bir b.kluk. Sonra da kendisine bile ters bir insan olarak sende aynı konumdasın dedim. Belki de sadece şansızdır. Kızlar da az değil. Platonik takılmak çok zor anam. Her şeyi kontrol etme mekanizmam çok ileri düzeyde. Taktım mı tam takarım. Neyse bu da biter herhalde yakında. Platonik takılmaktan da bıkmadım. Diyorum arkadaşların doğuruyor anca ama sen şansız. Aslında çoğu üniversitede buldu. Üniversiteye başladığımda biri olmuştu aslında ama daha ikinci buluşmamızda lafı evliliğe getirmeseydi iyi çocuktu. Ama daha 18 yaşında hiç ilişkisi olmamış insana yapılır mı bu. Noldu kaçtı tren. Şimdi ya yeşil ya da mavi gözleri kızancıklarımız olacaktı. Ahhh ben neden bu kadar kastım kendimi bir çözsem. Uyumak da istemiyorum hiç. Rüya görmekten çekiniyorum. Ya seni görüp de mutlu olursam :( Olmayayım işte. İnsan iki üç yazından bu kadar etkilenir mi armut işte. Sap. Odun. Onda zaten akıl olsa sarışın kız diye tutturmaz. Marilyn Monroe nun bile gerçek sarışın olmadığı bir dünyadan söz ediyoruz. Kızların çoğu piyasada yeni evlenmiş çingene gibi dolaşıyor. Ten rengine bak esmer hatun resmen. Neymiş saçı sarı. Sen o kızı tut evde 2 ay saç boyasından uzak tut ne oluyor gör. Her şey bir boyaya bakar da sendeki eşeklik baki be canım. Onu ne yapacağız? Erkeklerin en büyük sorunu her şeyi karşı taraftan beklemeleri. Bir söz var ya sen doğru insan ol, doğru insan da seni bulur. Ama burada hep karşı taraf doğru olacak. Yıllarca doğru olmaya çalıştık da noldu bir şeye tüy dikemedik. Doğruyu söyle, hak ara, iyi davran, hizmet et. Bir tık öteye gidemedim. Kaldım tek başıma. Bırak sen doğulu olsak beşik kertmesi, görücü usülü falan dersin de bizim buralarda da yok ki öyle şeyler seveni sevdiğine versinler. Keşke okumasaydım gider biriyle evlenirdim. Bir arkadaşım öyle yaptı. Lise bitti evlendi. Ohhh kız benimle yaşıt ilk çocuğu okula başladı ikinci de 1 yaşında olmuş. Ne dert ne tasa büyüt çocukları. Ben ne düşünüyorum. Tezi bitir. YDS'ye gir. ALES'e yeniden gir. Başvur. Mülakatlar.Doktora. Taşın. Bir de en sinir olduğum şey günün birinde İstanbul'da yaşayacak olmam. Bir yerden bir yere gitmek için en az 1 saat vakit harcanan yer. Dönüşü saymıyorum bile. Hava kirliliği, gürültü, kalabalık. Orda bir de aşk  bul. Nerde bulayım metrobüste mi? Orada da herkes ölü gibi insanın birisinin yüzüne bakacak hali yok. Hadi buradan bulduk birini diyelim. Ne olur?Evlendin eski sevgilinin düğüne gelme olasılığı çok yüksek tabi benim böyle sorunlarım yok. Bir tanecik sevgilim diyebileceğim insan oldu o da buradan değil. Zaten şahsın kendisi zaman aşımına uğrayacak saymaya bile değmez.Her şeyi ister istemez biliyorsun. Aman daraldım gece gece.

hevesimi kırıldılar...



bu şarkıyı geç keşfettim ama ilk dinlediğimden beri hala aynı etkiyi bırakıyor bende. Bu etki ne mi? Ben bu kadar sevebilir miyim? Kendimi hiçbir zaman çok seven bir kız olarak düşünemiyorum. Belki de şimdiye kadar gerçekten seveceğim birisi karşıma çıkmadığındandır. Aşk, sevgi kelimeleri bazen o kadar çok uzak geliyor ki sonra da gidip dizi, film izliyorum ya da kitap okuyorum. Neler olmuş neler bir kadın bir adamı nasıl sever, bir adam bir kadını nasıl sever çok güzel anlatıyorlar. Bir de bakmışsın yalnızlığa alışmışsın sonra da bunları izleyip aşkı, sevgiyi idealize ediyor insan olmayacağını bile bile. Öyle erkek aramaya başlarken buluyorsun kendi ama öyle biri yok. Olsa da bana gelmez diyorsun. Neden gelsin zaten öyle bir erkek varsa da bana gelene kadar oooo. Sonra da bir bakmışsın erkekler 36-34 beden yapay sarışın kızlara takmış kafayı. Ben hala yalnız neden dersen de inadına zayıflamıyorum kendimce nedenlerim var tabi bazı kısımları çok seviyorum. Şimdi söylemek yakışık almaz. Şişman sayılmam zaten bir aşık olsam ya da biri ilgi gösterse gider o kilolar. Mutluyken yemek yeme kapasitem en aza düşüyor.

Özgüven eksikliği yaşanıyor ister istemez. Bir de bende birazcık erkeklere karşı ters gitme olayım vardır. Ben ters yaparken ki durumuna bağlı olarak verdiği tepki önemli.Zaten bütün erkeklere kanka muhabetti yapmanın yanlış olduğunu yıllara sonra anladım. Doğrusu öteki türlü yaklaşsa da ben engel koydum duvarları ördüm aramıza. Bunu ben değil platonik aşkımdan öldüğümü sandığım kişi söyledi. Ahh o nasıl bir şeydi. Boyu biraz daha uzun olsa daha da süper olurdu ya neyse boyu uzardı belki küçükler basketbol liginde oynarken maç sırasında sahada bayılıp da kalp ritim bozukluğu çıkana kadar tabi. Basketbol hayatı bitti. Adama Yunan Tanrısı olmaya adaydı. Hem de sigara içmeyen Amerikan Futbolu oynayan versiyonu hatta klipte bile oynamışlığı var. Ney bile üflüyordu hatta kitap bile okuyordu. Onun benden hoşlandığını düşünmüştüm sonra noldu en yakın arkadaşım ben ona aşığım dedi. Aman senin olsun arkadaş daha önemlidir. Ben hiç sevgili bulunca arkadaşını boşlayan kızlardan olamadım. Ama bana hep yaptılar. O yüzden kimseyle görüştüğüm yok.
İlk ve tek sevgilim süperdi şerefsiz olması dışında demek isterdim ama sigara içiyordu. Kısa sürdü ama ayrıldıktan sonra geri dönen tiplerden hem de en kötü yanı sevmediği halde. Ud çalardı güzel de söylerdi. Ayrıca klarnet ve keman da çalabiliyordu ve cümbüşü unutmamak lazım. Aman kamu malı işte. Hayatımda yaptığım en önemli hata olur kendisi. Geriye dönüp baktığımda keşke lisede sevgili yapsaydım da onunla çıkmasaydım.

Sonra hevesim kırıldı.

16 Ekim 2014 Perşembe

cevap ararken...

Dün ilkokul arkadaşımı gördüm. Birazcık çingene tavuğu olduğumdan hemen yanına oturdum. Oysaki niyetim hemen eve gidip tezimle uğraşmaktı. Sahi ben süper zeka bir insan olarak lisansta felsefe okudum, şimdi de felsefeden yüksek lisans yapıyorum.İşin en güzel kısmı yüksek lisansı uzattım. Tez yazmak zormuş be. Ne okuması bitti ne yazması. Okumak pek sorun olmadı da kelimelerle aramda sorun var. Nasıl düzeltebilirim bilmiyorum. Aklım hep tezimde ne yaparsam yapayım. Günlük hayatımda insanlarla ne kadar konuşmak istemezsem de felsefeyi hep aklımda. İnsanlara hala anlatamıyorum felsefe mezunu ne yapar diye bir de üstüne yüksek lisans yapınca cevaplar daha da zorlaşıyor.En sonunda evlenip evimin kadını, kocamın eşi, çocuklarımın anası olacağım diyorum. Demesine diyorum da felsefeden mi yoksa benden mi kaynaklanıyor emin olamadığım bir insan sevmeme durumu var.


Aslında çocukluğuma inersek orada görürüz ki ben yalnızlığı seven bir insanım sokakta oynamak yerine tek başıma k'nexlerimle oynardım. Yalnızlığı seven bir insanım ve canım da kolay kolay sıkılmaz illaki yapacak iş bulurum kendimi. O yüzden hayatım boyunca canı sıkılan insanları hiç anlamamışımdır.Canım sıkılıyor dersem de alışkanlıktır. İnsan aynı şeyleri duyunca istemsiz ağzından çıkıyor. Benim içim daralır. Onda da büyük bir ihtimalle nazar değmiştir. Aşırı derece hassas bir insanım. Bir insanın yıldızı ancak bu kadar düşük olabilir. Bu bazı arkadaşlarım arasında dalga konusu olsa da pek önemsemedim. Çünkü kendime ne olduğunu biliyorum ve nazara inancım tam.
Aslında ben yazıya bana en çok sorulan soruya cevap aramak için başlamıştım ama sonunu getiremedim. Gene saçmalama rekoru kırdım.Bir dahaki yazıya nasipse, kısmetse, kaderse, mukadderatsa...

12 Ekim 2014 Pazar

Lucy

Arşivleme delisi olsam da 2 sene önce bilgisayarım bozulunca bazı radikal kararlar aldım. Torent'ten dizi ya da film indirme işlemeni bıraktım. Aslında bu karar da tez canlılık da mevcut hatta içimde bulunduğum koşullar daha etkili bile denilebilir. 4 yıl boyunca yurtta kalınca bilenler bilmeyenlere anlatsın benim zamanımda devlet yurtlarında internet erişimi yoktu. Ben son sınıftayken geldi ama o kadar yavaştı ki Facebook'a bile çok zordu. Neyse geçti o günler. O zaman doğal olarak stok yapma olayım vardı. Sonuç olarak gelsin online diziler, filmler, şarkılar. Artık şarkı bile indirmiyorum. Bir de büyüdükçe korsana karşı savaş açtım bile diyebilirim. Özellikle kitap konusunda, zaten benim okuduğum, aldığım kitapları hiçbir korsancı basmaz hatta adını bile bilmezler. Hem de korsancılar ciltli kitap basmıyorlar :)

Allah'ım girişe bak. Bunları tezimde de yazsam ya yok olur mu hiç? Zaten beynim de böyle nerede gereksiz, saçma, önemsiz bir şey var. İşte o beynimde. Anam beynimi aklımı boşu boşuna şeylere harcıyorum ya ben. Ölene kadar beynimden eser kalmaz. 40 yaşımda ölürsem hele ohhh değmeyin keyfime :):)

Artık başlığıma geleyim bari. Laf uzadıkça uzuyor. İşin komik kısmı ben yazdığım kadar konuşmam. Hahahah kısmen yalan attım. Bazen çok konuşuyorum. Özellikle yanımda yani aynı odada bulunduğum insanın çok uykusu varsa yandı. Kesintisiz konuşma yeteneğine sahibim.
Yeter daaa dediğinizi duyar gibiyim. "Lucy" e bu gece online olarak izlediğim filmdir kendisi. Günlerdir filmin afişini film sitesinde görüyordum. Bu aralar elim hep Fransız filmlerine gidiyor. Scarlett Johansson var diye nedense pek elim gitmedi. Scarlett'in oynadığı roller belli. Hep aldatma hep bir ne desem bilemedim tahmin edin :) Ben bir film izlemeden önce konusunu pek okuyan tiplerden değilim. Kararsızsam okurum. Morgan Freeman'ın filmlerini hep izlemişimdir. Morgan Freeman varsa o film izlenir, bu kadar basit. Filmi izledikten bunları yazmadan önce Imdb'den filmin künyesine baktım. Bir de ne göreyim Fransız filmi çıktı. :) Evren en sonunda sesimi duyuyor sanırım. Film 124 dakikaydı. Ama hiç mi hiç anlamadım. Hayatımda izlediğim en iyi filmlerden biri diyebilirim. Ben diyorsam bir bildiğim vardır. Epey film izlemişimdir, kendimi sinefili olarak tanımlamasam da çoğu şeye film izlemeyi tercih ederim veya dizi. Mikropluk yapıp izlemediğim çok dizi de var. Bilmediğim konularda yorum yapmayı sevmem. Şimdi size burada "Lucy"i anlatacak kadar gıcık bir insan olamam. Zaten gidin izleyin canım. Kim bilir ne? En kötü başka birileri nasıl olsa yazmıştır. Spoiler vermem. Bazen konuşurken yapıyorum da şimdi yazarken insanın hevesi kaçıyor. İnsanın o yüz ifadesini görmesi lazım:) "Lucy"i izleyin o 2 saatiniz boşuna gitmiş olmayacak. Film zaten başlagıcında benim kalbimi fethetti. Neden diye sorarsanız da Başı birazcık The Big Bang Theory'inin jeneriğine benzetirsek bunlar daha yavaş yapmışlar. Semazenleri ve Kabe'yi görünce he tamam dedim. Ben saf masum köylü bir kız olduğumdan filmlerde, dizilerde, kitaplarda bize dair bir şey görünce heyecanlanıyorum. Ahhh bu ben. En son Homeland'ın 3.sezon finalinde Carrie'yi İstanbul'a göndereceklerini duyunca böyle olmuştum sanırım. Zaten o da İstanbul'a gelmedi. Orta Doğu'ya gitti. En azından ablasıyla konuşurken ablası ona şimdi İstanbul'da olman lazımdı dedi. Ben de evet dedim. Ama iş işten geçti belki geçerken bir uğrar. O zaman da bizi yanlış tanıtıyorlar muhabbeti hiç çekilmiyor.

"Lucy"den devam edeyim. Film birazcık farkındalık yaratma üzerine kurulu diyebilirim. Scarlett Johansson'ın en iyi performanslarından biriydi. Karakterin yaşadığı değişimleri hissettim. Etkilendim kısaca.

19 Mayıs 2014 Pazartesi

hayatımın en kötü telefon görüşmesiydi.dün dedesi vefat etmiş.çok seviyordu ondan bahsederken çok mutlu oluyordu.ölmüş.gece yarısı öğrendim arkadaşımdan hemen aradım biliyorum bugün arayamazdım.aradım konuşmamız 44 saniye sürmüş...o 44 saniye ne dediğimi hiç bilmiyorum.söze nasıl başladım nasıl bitti hçi anlamadım...ben ölümden çok etkilenirim.yakınlarımdan kimse ölmedi yani bu bilince sahipken...dedem öldüğünde 3,5 yaşındaydım...cenazeyi hatırlıyorum...annem kendini çok yıpratmıştı.cenaze giderken evden feryatlar içindeydi...eve girince o aklımla gidip buzdolabından annem için kolonya getirmiştim.ben insanların yanında olmalıyım.uzaktan telefon ederek yapabileceklerim arasına girmiyor.
lise
sanırım bana en uygun şarkılardan birisi Bolahenk'in Tutamamdım Ellerinden
mutluluk? mutlu muyum? mutlu olmak ve mutlu olmamak için nedenlerim var. sanırım ben mutlu olmamak için o kadar çok neden buluyorum ki kendime.mutlu olmak için var olan nedenlerim kendilerini gösteremiyor.
evdeyim.geldim.1 hafta oldu geleli ve pazartesi günü seni görmeyeli 1 ay olacak.özledim hem de çok.gülsen yeter bana.dün hiç ummadığım bir anda çok mutlu oldum.saate baktım 20:20 iken gördüm.biri beni düşünüyor dedim ve içimden seni düşündüm.beni düşünmeni ya da aklından geçirmeni o kadar çok istiyordum ki... facebook'ta chat kısmında seni görünce çok mutlu oldum.

o gün...

yeni türkü'nün resim şarkısındaki gibi o kadar sevdim ki resmini :D bugün konuştum:D dün hiç mi hiç beklemediğim bir şey oldu. aniden onu görünce çok şaşırdım. burada yaşadığını bilmiyordum.onu gördüğümden beri yüzümde garip bir gülümseme. beni neden facete eklemedi ki? cep telefonunun numarasını aldım iş icabı vallahi abim al dedi :D çok tatlı sevmediğim bir şey var ama olsun ön dişleri birazcık ayrı erkeklerde sevmem ama ona yakışıyor sanırım beklediğim o gün dün karşıma çıktı:D bir daha görür müyüm beni tanır mı? lütfen benden hoşlanmış olsun... tam yanıma yakışır iri ama yağ değil kas yığını :D küpeli de:D ben aşık oldum sanırım bir salaklık geldi sanki üstüme :D sevgilisi var mı bilmiyorum. galiba bilemeyeceğim de neyse bu salaklık biraz daha üstümde kalsın özlemişim sanırım :D
belki de bugüne kadar beklediğim odur...